İçerik

SAİT FAİK ABASIYANIK- MAHKEME KAPISI-İNCELEME

Okuduğum kitapta yazarın 26 öyküsü “Mahkeme Kapısı” adı altında toplanmış. Buradaki öykülerin tamamı 1942 tarihinde yazılmış.  Yaşam öyküsünde yazarın bu tarihlerde bir ay kadar “Haber” gazetesinde adliye muhabirliği görevinde çalıştığı yazıyor. Eserdeki öykülerin konularına baktığımızda buradaki öykülerin hepsinin bu sürede yazıldığı sonucu çıkarılabiliriz.
Çünkü öykülerinin tümü yazarın adliyedeki duruşmalardaki gözlemlerinin sonucu oluşturulmuş.

Yazarın adliye muhabirliği yaptığı bir aylık süre ve bu sürede yazdığı öykü sayısı (26) düşünüldüğünde yazarın neredeyse her gün bir hikaye konusu yakalayabildiği sonucu çıkıyor. Oysa birçok kişinin gözü önünde olup biten mahkeme sahnelerini ilginç ayrıntılar yakalayarak öyküleştirebilmek olaylara yazarın gözünden bakamayanlar için çok zor olsa gerek. Bu, onun ne kadar verimli çalıştığını,  gözlem gücünü  ve güçlü hikayeciliğini ortaya çıkarıyor.

ESERDE YER ALAN ÖYKÜLER:
1)    Seylan Çayı Hırsızları
2)    Modern Bir Karı- Koca
3)    Bursa’dan Cesur Bir İhtiyar Geldi
4)    İki Buçuk Liralık Rüşvet
5)    Bir Peri Masalı mı? İpekli Kumaş Hırsızlığı mı?
6)    Üç Bayan Bir Bay
7)    Koltuk Değnekli Adam
8)    Pişmanlık
9)    Nüfus Tezkeresiz Adam
10)    Sultan Mahmut Türbesi’nin Kurşunları
11)    Altmış Liralık Bir Kadın Çantası
12)    Bıçakla Oynanmaz
13)    Yüze Yakın Basmak
14)    Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri
15)    Üniversiteliler ve Bir Bayan
16)    Artistler Turneye Çıkarken
17)    Bu Senenin Meşhur Karakışı Cinayeti
18)    Dayının Ceketi
19)    H. Soğukpınar
20)    Yerli İskoç Kumaşından Spor Ceket
21)    100.000 Marsilya Kiremiti
22)    Meryem Ana Kandilli Ampulünün Kordonu
23)    Bir Muharebe
24)    Başkalarının Derdiyle Dertlenen Bayan
25)    Mahkemeye Verilen Mektuplar Kimin?
26)    Portakal Ezmelerinde Boya Var mı, Yok mu?

BU ÖYKÜLERDE YER ALAN OLAY KİŞİLERİNİN DİKKATİ ÇEKEN ÖZELLİKLERİ

Onun öykücülüğü üzerine yorumları okurken Yazar için: “Eskilerin kenarda köşede unuttukları, kimselerin varlığından haberdar olmadıkları “küçük adam”ı edebiyatımıza getiren o olmadıysa bile, yerleştiren, bilinmeyen yönlerini gösteren, bir moda haline getiren, en güzel hikayelerini yazan o olmuştur.” Cümlelerine rastlanır. Bu öyküdeki kişiler de bu yorumdaki deyimle “küçük adamlar.”

Balıkçılar, aylaklar, eğitim düzeyi düşük sıradan aileler, geçim derdiyle uğraşan küçük insanlar, kenarda köşede kalmış ve hayatı öylesine yaşayan kişiler, eften püften sebeplerle mahkeme kapısına düşmüş kişiler, sokak  çocukları, vb. öykü kişilerini oluşturuyor.

Yazarın yaşam öyküsünde, onun kenar mahallelerdeki köprü altlarındaki insanların, balıkçıların  ve “küçük insanların” arasına karışarak yaşamasının sebeplerinden söz ediliyor. Yani yazar, öykü kişilerini iyi tanıyor. Bu yüzden bu kişileri anlatırken yalnızca mahkemedeki gözlemlerinden yararlanmıyor. Onların yaşamlarını iyi bilen biri olarak oradaki ipuçlarından hareketle hayal gücünü de kullanarak anlatıyor bu kişileri.
YAZARIN BAKIŞ AÇISI
Yazarın öyküleri özelliği gereği ilginç sonlar, beklenmedik olaylar içermiyor. Yazar tarafsız bir gözlemci gibi mahkeme sahnelerini betimleyerek ve konuşmaları aktararak kuruyor öykülerini. Ancak bazen , olaylara ilişkin duygularını dile getirme ihtiyacı duyuyor. Bazen hırsızlıktan bazen yaptığı kavgadan  bazen de dolandırıcılıktan mahkeme kapısına düşmüş insanlara bile bir nefret sezilmiyor yazarda. Hayatında onlardan uzak bir yaşam sürmediği için olsa gerek onlara karşı bir acıma ve sevgi seziliyor.Bu insanların günlük hayatta  sıcak ve sevimli yanlarının da olabileceğini hayal ettiriyor.  Onlara karşı bir acıma ve sevgi seziliyor sürekli.
Yalnızca, bir cinayeti konu alan “Bu Senenin Meşhur Karakışı Cinayeti” adlı öyküde insan canına kıyma karşısında tarafsızlığını açıkça bozuyor ve katili “nesli tükenmiş bir insan numunesi” olarak nitelendiriyor. Ve o kişiyi bile daha insanca bir yüzle ve insanca davranış içinde olsaydı keşke diye hayal etmekten kendini alamayıp büyük bir acı duyuyor.
Basit suçlardan, bazen de yaptıkları işin sonucunu düşünmeden mahkemeye düşen kişilerin, yaşadıkları çevredeki yaşantılarını, çaresizlikten suça karışmış kişilerin yaşam şartlarını hissettirebiliyor ve onları anladığını ve yine de sevdiğini seziyoruz.
YAZARIN ÖYKÜLERİNDE KULLANDIĞI ANLATIM
Öyküde olay kişilerinin portreleri kısa ama çok etkili biçimde çiziliveriyor. Birçok öykü olay kişilerinin belirgin özelliklerinin tanıtımıyla başlıyor.
•    “Suçlu yerinde, üç tane babayani kılık ve edalı, yanık yüzlü, traşları uzamış orta yaşlı insan var.”
•    “Beyaz zemin üstünde yeşil çizgili mintan, beyaz top sakal, geniş, muhteşem bir vücut, mavi,sıcak ve tatlı  gözler; ayaklarında mest…”
•    “Boynundan asılı posta çantasıyla, genç, güler yüzlü posta müvezzii Muzaffer Romaoğlu”
•    “Bunlar iki ahbap. Görünüşte yaşları on altı, on yedi. Biri esmer, küçük bıyıkları var. Atlet yapılı, çevik halli, karayağız.”
•    “340 doğumlu, iri ve hantal yapılı, ağzı yarı açık, dar alnına kakülleri düşmüş Mehmet Dalgır’ın yalnız dalgın gözlerinde değil, yırtık mintanında ve mora yakın esmer teninde bir ürkeklik bir korku var.”
•    “Potur, yün çorap, beyaz yün  kuşak, kafası ustura traşlı, sünnet-i şerif üzere sakallı, ayaklarda nalçalı takır takır, bizim 30 lira verip aldıklarımızdan sağlam bir kundura…İşte davacı Bulgarya Muhaciri Ahmet.”
•    “Üçü de amca çocukları. Davacı Süleyman uzun boylu, uzun burunlu, küçük ve esrarengiz gözlü bir adam…”
Öykü kişilerinin konuşmalarında bu kişilerin özelliklerine uygun bir konuşma tarzı var. Kabadayıyı kabadayının konuşabileceği tarzda, avukatı avukatın kullanabileceği sözcüklerle konuşturuyor.
•    “Efendim ben, yani kulunuz, Çeşmemeydanında, Hamidiye caddesinde bir meyhanede kafayı çekiyordum. Şöyle tam keyif olmuş bir zamanımda bu Hasan çıkageldi… ‘ Hüseyin, iskeleye kadar gel anam! …Bunları al da okut’ dedi. Ulan ben buları kime okutacağım gece vakti?dedim…” (sayfa 110)
•    “Efendim, mahkeme-i aliyenizce şimdi görüşülmek üzere olan dava …”(sayfa 135)
Şiveleri  belirtme gereği duymamış. Zaten bunu bir öyküsünde de belirtiyor.Yalnızca  “Mahkemeye Verilen Mektuplar Kimin?” adlı öyküde, bir Rum şahidin konuşmasında (Bay Onnik) şiveyi yansıtma gereği duymuş. Onun dışında bazen olay kişisinin kültür düzeyini yansıtma gereği duyduğunda kişilerin konuşmalarındaki bazı sözcükleri olduğu gibi yazmış. “Artistler Turneye Çıkarken” adlı öyküde Operet rejisörü olduğunu söyleyen kişinin konuşmalarında ( “ağnattım”) ve “Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri” adlı öyküde bir askerin konuşmalarında ( “Dun gülmek, efendim…) bu duruma örnekler görülüyor.
Yazarın kullandığı dil sade. Yalnızca  bazen,  bazıları artık bugün kullanımdan düşmüş bazı mahkeme terimlerini  ya da o günlerde belki de çok kullanılan; ancak bugün çok kullanmadığımız bazı sözcükleri kullandığı oluyor.
“Cürmümeşhut,  (suçüstü) Müddeimumi, (savcı) Tıbbıadli,(adli tıp) müdafi (koruyucu, savunucu)
Müstamel,(kullanılmış)Mevhum(aslı olmayıp zihinde canlandırılan) bidayet (başlangıç)…
Öykülerinde belki de o amaçla yazıldığı için bir röportaj havası var.
ÖYKÜLERİN ÖZETLERİ
1) SEYLAN ÇAYI HIRSIZLARI
İkisi  sandalcı, biri mahalledeki sıradan bir insan olan orta yaşlı üç kişinin yazarın deyimiyle  “şeytana uyup” nereden buldukları belirtilmeyen çay dolu sandıkları yardımlaşarak satmaları sonucu mahkemede hesap verişlerinin öyküsüdür.
Yazar, bu kişilerin çalışırken, sohbet ederkenki hallerini hayal ederek içinin sızısını açıkça belli etmektedir.
2)MODERN BİR KARI- KOCA
Yazarın, “Bir duruşmada bitiveren bir dava ve aile hayatında olmaması lazım gelen, fakat her gün olagelen vakalardan biri.” olarak tanımladığı bir karı- koca davasının öyküsü.
Yanlarında getirdikleri tanıklarla, birbirlerinden hakaret görme ve dayak yeme sebepleriyle davacı olan karı-koca mahkemece dinlenir ve küçük cezalara çarptırılırlar.
3)BURSA’DAN CESUR BİR İHTİYAR GELDİ
Mişel adında, Bedesten’ de mücevharat taciri bir musevinin kendisini dolandırdığını iddia ettiği 55 yaşlarında Bursalı, Yağcı İbrahim Ağa’nın arasında geçen bir dolandırıcılık davasıdır.
Mişel’in çelişkili ifadeleri sonucu kendisine atılan iftirayı hazmedemeyen ve Bursa’dan mahkemeye gelerek kendini savunan İbrahim Ağa kendini aklayarak mahkemeden ayrılır.
4)İKİ BUÇUK LİRALIK RÜŞVET
İlkokul öğretmeni İbrahim ile altmış yaşlarında Tapu Sicil Muhafızlığı’ında hademe olarak çalışan Tahsin arasında geçen bir rüşvet davasıdır.
Öğretmen, aldığı bir arsanın işlemlerini yaptırmak için gittiği tapu dairesinde karşısına çıkan Tahsin’in  işlerini kolaylaştırma karşılığı kendisinden iki buçuk lira rüşvet istediğini ve polisle işbirliği yaparak onu yakalattığını iddia etmektedir. Tahsin ise kendini savunmaya ve acındırmaya çalışarak yalvarmaktadır. Dava, Tahsin’in tutukluluğunun devamı kararıyla ertelenir.
Yazar, Tahsin’in kapıda bekleyen karısından ve kızından da öykünün sonunda söz ederek böylesine bu kişilerin yaşadıkları dramı sezdirir.
5)BİR PERİ MASALI MI? İPEKLİ KUMAŞ HIRSIZLIĞI MI?
Hırsızlık davalarının anlatıldığı öykülerin içinde farklı olan tek öykü. Olay yine bildik, ortaklaşa yapılan bir hırsızlığın öyküsü. Farkı, ötekilerde hırsızlık denilenler üç-beş kuruşluk mallar iken burada oldukça değerli bir malın olması.
Öykü, taşımakla görevli oldukları ipek kumaşları çalmaya karar veren ve bu işi başarmak için işbirliği yapmak zorunda oldukları insanları da katınca dokuz kişi oluveren ve kendilerini mahkemede bulan bu kişilerden malı çalanlar tutuklanır. Çalan kişiler ifadelerinde olayı anlatırken bile sonuna doğru bir masal anlatır gibi anlatmaya başlayıverirler. Olayın büyüklüğü dinleyenleri bile etkiler ve ipek kumaşların değeri konusunda abartılı sonuçlar çıkarırlar.
6)ÜÇ BAYAN BİR BAY
Karadenizli olduğu anlaşılan ve mahkemede derdini anlatmakta güçlük çeken İlyas adında bir adam, kendisini dövdükleri iddiasıyla üç kadından şikayetçi olmuştur. Ancak şık giyimlerinden ve hukuki terimlerle konuşmalarından mahkemedeki işleyişi iyi bildikleri anlaşılan Saime, Betül ve Bedia adlı üç kadın görülmekte olan davanın önceden görülmüş ve davacının aleyhine sonuçlanmış bir olay olduğunu savunurlar. İlyas ise derdini anlatamaz ve dava ertelenir.
Yazarın, İlyas’ın garipliğinden etkilendiği sezilir.
7)KOLTUK DEĞNEKLİ ADAM
Erzak dağıtmakla görevlendirilen Bakkal Ali’nin, mahalleliye erzak dağıtması sırasında, tek ayağı olmadığı için koltuk değnekleri kullanan Hasan çıkagelmiş ve erzak dağıtılmasını engellemek istemiştir. Hasan sarhoştur. Daha önce de sarhoş olduğu anlarda kendini bilmeden olay çıkarmıştır ve sabıkalıdır.
Mahkemede ondan şikayetçi olan Bakkal Ali ve şahitlerin ifadeleri dinlenir. Hakim, daha önceki vukuatlarını da göz önüne alarak Hasan’ı tutuklatır. Hasan suçlu olarak rakıyı göstermektedir.
Yazar, Hasan’ın polislerin arasında bir bacağı ileriye bir bacağı geriye sallana sallana sıçrayarak giden haliyle onun acıklı durumunu anlatır.
8)PİŞMANLIK
Büyükada bakkallarından Moiz ile Büyükada’ya çalışmak için gelen Anastas’la  Aristidi adındaki iki sıvacı genç arasındaki bir hırsızlık davasıdır.
Moiz, Anastas adlı gencin parasını vermeden, bakkaldan karne göstererek ekmek almaya çalışan kalabalıktan da istifade ederek parasını vermeden ekmek aldığını iddia etmektedir.
Anastasın, önce, ekmeğin parasını verdiği sonra da vermek üzere aldığı yolundaki savunmaları şahitlerin ifadeleriyle inandırıcı bulunmaz. Hakim yasa gereği ağır bir ceza verir; ancak olayın suçla orantısızlığını bildiği için çeşitli sebepler uydurup takdirini sonuna kadar kullanır ve ufak bir para cezasıyla davayı sonlandırır.
9)NÜFUS TEZKERESİZ ADAM
Bir dükkanı soyarken yakalanan ve poliste başka hırsızlıklarının da ortaya çıktığı iddia edilen üç delikanlının davasıdır. Bütün şahitler ve polis ifadeleri onları suçlamakta; ama gençler ifadelerin zorla alındığı ve yakalandıkları için, ilgilerinin de olmadığı suçların kendilerine yüklendiğini, kendilerine kötü muamele yapıldığını iddia etmektedirler.
Yazarın, perişan görüntülerini ayrıntılı olarak anlattığı bu üç gençten Mustafa adlı gencin hakkında hiçbir bilgi yoktur. Çünkü nüfus tezkeresi bile yoktur. Mahkeme bu işlemler için ertelenir.
10)SULTAN MAHMUT TÜRBESİ’NİN KURŞUNLARI
Necati ve Misak on altı ve on yedi   yaşlarında iki arkadaştır. İşsizdirler. Misak işleri kötü gitmiş bir babanın oğlu, Necati ise yetim bir çocuktur. Dolaşırlarken Sultan Mahmut Türbesi’nin kurşunları gözlerine çarpmış ve sökerek Misak’ın babasını da tanıyan ve onlardan şüphelenmeyen Hüseyin Bey adında birine satmışlar ve birkaç lira almışlardır. Yakalanmışlar ve poliste de itiraf etmişlerdir.
Mahkemede ifade verenler bu kurşunların tarihi ve sanatsal değerlerinden bahsetmektedir. Necati mahkemede kendini savunmaya çalışırken onu azarlayan bir kadın, yazarın dikkatini çeker. Bu kadın Necati’nin annesidir. Yazar, “zavallı yavrucuğum”diyen annenin ne mübarek bir kadın olduğunu düşünür ve bu durum karşısında hüzünlenir.
11) ALTMIŞ LİRALIK BİR KADIN ÇANTASI
Madam Herakliye adlı bir kadının altmış lira değerindeki çantası çalınmıştır. Çalanların ikisi tu  tukludur. Mahkemede ise çantayı çalma işine karıştığı iddia edilen Yaşar adlı on beş yaşlarında bir çocuk vardır. Çalanlar çantadan çıkan 850 kuruşu alıp 60 liralık çantayı denize atmışlardır.
Tanıkların ifadeleri dinlenir. Mahkeme bir başka güne ertelenir.
12)BIÇAKLA OYNANMAZ
Meyhane türü küçük bir gazinoda, gazinoyu işleten Celal’in karısı oraya gelen ve hır çıkaran Hayri adlı biri tarafından  bıçaklanmıştır. Hayri inkar etmeye çalışır; ama tutuklanmaktan kendini kurtaramaz.
13)YÜZE YAKIN BASMAK
Bakırköy köylerinden birinde 15-20 dönümlük küçük bir tarlası olan Hasan’ın bu tarlasının yanından geçen su künklerinden Hasan’ın tarlasına su sızmıştır. Hasan, künkleri delip tarlasına su çalmakla suçlanmaktadır.
Su künklerini yapan ve bakan Ali Baba adlı tanık , bu sızmadan haberi olduğunu künkün kaza sonucu patladığını ve kendisinin tamir ettiğini; ancak sızıntıyı daha sonra onarmak üzere bıraktığını açıklar ve Hasan kurtulur.
Bu öyküde dikkati çeken bir kişi de Hasan’ın beraat etmesine adeta üzülen ve sırf mahkemeye tekrar gelebilme amacıyla mahkemenin ertelenmesini isteyen yaşlı avukattır.
14) ÇAMAŞIR İPLERİ VE DON GÖMLEK HAYALETLERİ
Bu davada suçlu yakalanmamıştır. Suçlunun bir çocuk olduğu bellidir. Suç ise bahçesi bulunan evlerde bahçedeki çamaşır iplerinden yapılan bir çatalla çekerek çamaşır çalmaktır. Davacılar olayları ve çalınan mallarının değerlerini anlatmaktadır.
Yazar ise bu işi yapan çocuğun zekasına hayran olmakta, onu bir eğitim ortamında düşleyerek ne zeki ve becerikli bir öğrenci olabileceğini düşünerek bu durumda  oluşuna üzülmektedir. Öyküsünü onu bu işlerden vazgeçmiş ve pişman olmuş görmekten ne kadar mutlu olacağını anlatarak bitirir. “Hepimiz seni bekliyoruz çocuğum…Yalnız ve yalnız yaptıklarına pişman ol; kafi….”
15)ÜNİVERSİTELİLER VE BİR BAYAN
Daha önce görülmekte olan bir davanın çıkışında meydana gelen bir olay üzerine üniversiteli üç genç bir bayandan şikayetçidirler. Dava hakaret davasıdır. Çözümü için tanıklar dinlenir.Tanık olarak bir polisin de dinlenmesi gereklidir. Dava ertelenir.

16)ARTİSTLER TURNEYE ÇIKARKEN
Sahte belgeler ayarlayarak Diruhi ve Anjel adlı iki artisti çalıştırmak ve onları turneye çıkarmak için uğraşırken ihbar edilen ve kendini operet rejisörü olarak tanıtan Attila Serçek’in mahkemede kendini savunmasını konu alan bir öyküdür.
Mahkeme, oldukça kalabalık olan şahitlerin dinlenmesi için ertelenir.
17)BU SENENENİN MEŞHUR KARAKIŞ CİNAYETİ
Yirmi iki yirmi üç yaşlarında bir berber kalfası olan   S…,  bir kış günü M.. adında birini vurmuştur. M..’nin arkadaşı katilin oturduğu yeri söylemiş ve S…yakalanmıştır. Suçunu kabul etmektedir ve külhanbeyi tavırlarında hiçbir pişmanlık belirtisi görülmemektedir.
Yazar bu olayı anlattığı kadar bu olaya ilişkin duygu ve düşüncelerine de öyküde yer verir.
Öldürmenin saçmalığını acımasızlığını anlatmaya çalışır. Berber kalfası için; “…Sana anan baban insanların en acımaz yeri olan insan sakalını bile bin bir itina ile sabunlarla köpürterek, sıcak sularla yıkayarak, hiç acıtmadan kesmeyi öğretmek istemişlerdi. Sana, bir usta hiç acımayan o insan sakalını bile keserken ne türlü itinalar göstermeyi öğretmedi mi? Sabunlar, sıcak sular, havlular, kolonyalar, pudralar, kremler…Sen berber kalfası olsaydın, fırçanın altında yumuşayan bir sakal düşünür, aynada bir esmer insan yüzü görür, bıçağını çekmişken uzaklara atar, koluna öldüreceğin adamı takar;
-Gel ağam, derdin gel sakalın uzamış, seni bir traş edeyim.” der ve cinayeti ve katili lanetler. Bu, başta da belirttiğim gibi belki de tarafsızca gözlemlerini yazamadığı tek öyküsüdür.
18)DAYININ CEKETİ
Bir ara dayısının ceketini çalan marangoz Mehmet, dayısı kendisine çok kızdığı için dayısına borcunu ödeyip onun hışmından kurtulmak için bir evden birkaç parça eşya çalmaya yeltenir ama yakalanır. Mahkemede suçunu sebepleriyle anlatmakta ve korkudan titremektedir. Hakimin kendine acıdığını sanır; ama yasa gereği hapishaneye gönderilir.
Mehmet’in kendisini cezaevine götüren polise  sorusu, orada tayın olup olmadığı ve marangozluk öğretip öğretmedikleridir.
19) H.SOĞUKPINAR
On iki on üç yaşlarındaki Hüseyin Soğukpınar adlı bir çocukla ilgili bir hırsızlık davasının öyküsüdür.
Hüseyin’in çaldıkları, bir karyola etekliği, pencere perdesi, yastık yüzü, bir saat, bir erkek ayakkabısı ve içinde para olmayan bir kumbaradır.
Hüseyin, hakimin sorduğu sorulara doğru cevaplar verir. “Hakimin çaldığın paralarla ne alacaktın?” sorusuna; “Fındık, fıstık alırdım, sinemaya giderdim.” cevabını verir.
Yazar bu cevaplardan çocukların masumiyetine, onların hayallerine dalar. Hüseyin’in daha küçük yaşlarda aynı soruya “Gökteki ayı satın alacaktım.” diye cevap verebileceğini düşünür.
Üstelik Hüseyin bu yaşta önceden sabıkası olan bir çocuktur.
20)YERLİ İSKOÇ KUMAŞINDAN SPOR CEKET
Aynı okulda okuyan iki arkadaşın birbirlerine şaka yapalım derken hırsızlık yaptıkları zannıyla mahkemeye düşmelerini anlatan ve hakimi bile gülümseten bir öyküdür.
21)  100.000 MARSİLYA KİREMİDİ
Bursa ilinin Bara köyünden, Bulgar göçmeni Ahmet Ağa ile Hamdi Tekkalmış arasındaki bir dolandırıcılık davasının öyküsüdür.
Ahmet Ağa Bulgaristan’dan 100.000 kiremit getirmek istemiştir. Kiremitler gümrük işlemleri için alıkonmuştur. Hamdi Tekkalmış ise bu işi çözme işini üzerine almıştır. Dediği gibi de kiremitleri almayı başarır ve karşılığında Ahmet Ağa’dan para alır. Ancak kiremitler zaten verileceği için aslında onun hiçbir katkısı olmamıştır. Bu yüzden Ahmet Ağa, dolandırıldığını ve Hamdi Tekkalmış’ın haksız yere ondan para sızdırdığını iddia etmektedir
Hamdi ise emeğinin karşılığı olduğunu söylemektedir. Mahkeme şahitlerin dinlenmesi için ertelenir.
22) MERYEM ANA KANDİLİ AMPULÜNÜN KORDONU
Bir yangının çıkış sebepleri üzerine elektrik ve yangın konusunda bilirkişilerin katıldığı ve katılanların bile uykusunu getiren sıkıcı ve teknik konuşmaların yapıldığı bir davanın öyküsü.
23)BİR MUHAREBE
Üç amca çocuğunun arasındaki bir dövülme davası. Amca çocuklarından biri olan Süleyman, diğer iki akrabasının kendisini öldüresiye dövdüklerini iddia etmektedir. Ötekiler ise aksini söylemektedirler.
Süleymanın anlattığına bakılırsa amca çocukları onu demir ve taşlarla dövmüşlerdir. Oysa vücudunda bunun doğru olduğunu gösterir bir iz yoktur.
Hakim inandırıcı iddiayı inandırıcı bulmaz ve davayı beraatla sonuçlandırır.
24) BAŞKALARININ DERDİYLE DERTLENEN BAYAN
Kocası öldükten sonra sıkıldığı için haftanın üç dört gününü adliyede dava dinlemekle geçiren bir kadının konuşmalarının ve ilgi alanlarının yansıtıldığı bir öyküdür.
Başkalarının dertleriyle dertlenen bu kadın o zamanlar önemli bir dava olan ve Muhsin Ertuğrul  ve Peyami Safa gibi ünlü isimlerin yer aldığı “Hamlet” davasıyla hiç  ilgili değildir. Anlamaz bile.
25) MAHKEMEYE VERİLEN MEKTUPLAR KİMİN?
Yazarın deyimiyle, “Bir dövme, sövme davası.” Fantola ile Pakize adlı iki mahalleli kadın arasındaki bir dava. İddiaya göra Pakize Fantola’yı dövmüştür.
Dövmenin sebebi olarak Fantola’ adlı kadının; Pakize’nin kocasını eve aldığı ve  aralarında ilişki olduğu söylenmektedir. Fantola inkar ederken Pakize’nin avukatı bunun doğru olduğunu Pakize’nin kocasının şu anda bile dışarıda Fantola’yı beklediğini söyler ve Fantola’nın elyazısıyla yazdığı aşk mektuplarını da mahkemeye sunar.
Fantola inkar eder. Yazının ona ait olup  olmadığının tespiti için mahkeme ertelenir. Kimisi için için gülümserken kimisi kindar bakışlarla mahkemeden ayrılır.
26)PORTAKAL EZMELERİNDE BOYA VAR MI,  YOK MU?
Şekerci Cemil’in, portakal ezmelerini yaparken içine boya koyup koymadığının anlaşılmaya çalışıldığı bir davanın öyküsüdür.
Bu konu hakkında iki rapor vardır ve birbiriyle çelişmektedir. Belediye kimyageri boya olduğunu söylerken, adli tıp kimyageri boya bulunmadığını bildirmektedir.
Hakim işin içinden çıkamaz ve üçüncü bir inceleme için bir kurula numune gönderilmesine karar verir. Cemil’in avukatı itiraz etse de karar değişmez.

Hazırlayan: Orhan ÖZGE

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:admin | Ocak 17th, 2012

 

Ali Çimen Serisi 3 Kitap 44 TL yerine sadece 33 TL

Ali Çimen Kitapları

Ali Çimen Kitapları

Kitapincele.com olarak sunduğumuz içeriğin yanısıra arasıra birtakım kitap kampanyalarıda yapmaya karar verdik. Yayınevleri ile ortaklaşa olarak gerçekleştirdiğimiz bu kampanyalar tamamen kitap severlerin uygun fiyatlara kitaplara ulaşabilmeleri için gerçekleştirilmektedir.

Kampanya 10 set ile sınırlıdır

Kitaplar:

Tarihi Değiştiren Gizli Servisler

Tarihi Değiştiren Günler

Tarihi Değiştiren Diktatörler

Tarihi Değiştiren Kadınlar

Tarihi Değiştiren Bilginler

Tarihi Değiştiren Askerler

Tarihi Değiştiren Konuşmalar

İstediğiniz 3′ünü satın alabilirsiniz

Kargo alıcıya aittir

3 Adet Seçebilirsiniz

Teslimat Süresi : 4 Gün

Soru ve Sorunlarınız için : kampanya@kitapincele.com

Sipariş Formu:

Sipariş formunuz bize ulaştığında ödeme bilgileriniz size ulaştırılacaktır

İsim (gerekli)

E-posta (gerekli)

Telefon Numarası (gerekli)

Adres

Seçtiğiniz Kitaplar

 

 

Kategori: Kampanyalar | Yorum Yok | Yazar:admin | Ekim 28th, 2011

 

Anket Listesi Kitabı İncelemesi

Her geçen gün artan internet kullanıcısı sayısı bir çok sektör öncüsünü bu alana yöneltmiş ayrıca veri toplama, ürün pazarlama, duyurular gibi bir çok konudada firmaların yegane yardımcısı olan platform tabiki internettir.

Sektörel gelişim için en önemli unsur müşterilerin geridönüşleridir. Bir kişi bir ürünü satın alır kullanır ve fikrini firmaya geri iletir. Kurumsal firmalar ürünlerini geliştirmek ve pazarı büyütmek için bu bilgiye ihtiyaç duyar ve bu bilgiyi her firma kendisi toplamak yerine başka firmalara ücret karşılığı yaptırır. Böylece daha gerçekçi ve yargılanabilir geridönüşler elde edilmiş olur.

İşte bu durum tam olarak biz internet kullanıcıları için bir gelir kaynağı halini almıştır. Danışmanlığını yaptığı firma adına geridönüşleri toplamak ile yükümlü firma bu geridönüşlerin bir kısmını sokakta bire bir olarak bir kısmını ise anketler doldurtarak almaktadır. Aynı zamanda internet siteleri kurup bu platformdada insanlara ulaşmaya çalışırlar. Kurulan bu websitelerine insanlar üye olur kendi yaş,aile yapısı ve yaşam tarzı gibi özelliklerine göre kendilerine anket formları doldurtulur. Doldurduğunuz her anket için danışman firma sizlere para öder. Böylece baştansavma, işe yaramaz bilgilere değil özenilerek doldurulmuş anket sonuçları ortaya çıkar.

Anket doldurarak para kazanmak istiyorsanız. Bu işi mümkün olduğu kadar özverili olarak yaparsanız. Hem kaliteli bir iş yapmış olursunuz. Hemde çok daha iyi kazanarak sürekli olarak aranan bir anketör olabilirsiniz.Sizlere tavsiyem boş zamanlarınızı planlayarak kazançlarınızı arttırabilir boş vakitlerinizide değerlendirmiş olursunuz.

Tabi birde bu işi yaparken nasıl sorulara muhatap olacağınızda çok önemli hiç ilginiz olmayan bir iş ile ilgili veya nefret ettiğiniz bir konu ile ilgili sorular geldiğini hayal edin sonunda para kazanmak  dahi olsa ne kadar zor bir iş halini alırdı.O yüzden üyelik formlarının doldururken ilgi alanlarınızı ve sosyal bilgilerinizi doğru olarak girmeniz yararınıza olacaktır.

Örnek bir sistemi incelemek gerekirse www.anketdoldurparakazan.net sitesi bu sistem ile kullanıcılarına para kazandıran sitelerden bir tanesidir. Bu siteye üyelik formu doldurarak anketlerinizi cevaplamaya başlayabilirsiniz

Kimler için uygun işler arasında yer alır veya ek iş olarak düşünülebilir bir işmidir ?  Aslında birçok meslek grubu mensubu günümüz şartlarında maaşlarını yeterli bulmayarak çeşitli alanlarda ek iş aramaya başlamıştır. Freelance olarak çalışanlar ek iş yapan memur, emekli ve ev hanımlarının sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır.

Anket doldurarak paradan başka genel kültür ve birçok ürün veya marka hakkında fikir sahibi olabilir o güne kadar fark etmediğiniz birçok yeni şeyi fark edebilirsiniz. Mesela temizlik ürünleri ile ilgili bir anket doldururken içerdiği maddeler veya hangi madde sayesinde temizlediği ne gibi zararları olduğu gibi birçok konu hakkında fikir sahibi olabilirsiniz

Sonuç olarak bu kitap sizlere anket doldurarak nasıl para kazanacağınız konusunda rehberlik etmesi için bu konunun uzmanları tarafından yazılmıştır. Anket doldurarak para kazanmaya başlamadan önce okunması gereken en önemli kaynaklardan biridir.

Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız

www.anketdoldurparakazan.net/328/anketlistesi/

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:admin | Ekim 8th, 2011

 

Dan Brown – Da Vincinin Şifresi

 

Da Vincinin Şifresi adlı kitap gerçekten çok fazla isim yapmış ve dilden dile dolaşan çok ünlü bir kitaptır. Bu kitapta okuyucu her sayfayı büyük bir merakla okuyarak her sayfada tahminde bulunmakta ve heycanlı heycanlı okumaktadır. Bu kitaptaki Da vincinin şifresinden kası örneğin bir kase vardır ve bu kasenin kase olup olmadığı şüphelidir. Yani şifrede böyle birşeydir. Kitap hakkında detay verecek olursak;

Bu kitapta Da Vincinin Şifresini Hristiyanlığın temelini sarsacağından korkulmakta olduğundan kilise yanlıları bu şifrenin yok olması için bu şifreden haberdar olan herkesi öldürmek istiyor. Bu şifrenin varislerinden olan bir müze müdürü kendisini öldüreceklerini öğreniyor ve Da Vincinin Şifresini bulmaları için ufak ip uçları bırakıyor ve öldürülüyor. Daha sonrasında müze müdürünün torunu Langdon bu ip uçlarını fark ediyor ve büyük bir maceraya atılıyor. Her bir ip ucunda şifreye çok yaklaşıyor fakat kilise yanlıları bu durumu öğreniyor ve Langdonun da peşine düşüyor. Hem kilise yanlıları ile savaşırken hem de ip uçlarını birleştirerek Da Vincinin Şifresine ulaşmaya çalışmaktadır. Fakat ne kadar ip ucu bulursa bulsun bir türlü sonu gelmeyen bu işte bir türlü Da Vincin Şifresine ulaşamamaktadır. Çünkü bu davinci şifresi bitmek bilmeye ip uçları sadece Langdonun gördüğü bir rüyadan ibarettir ve bu yüzden de Langdon bir çıkmaza sürüklenmiştir.

Kitap her sayfasında heyecan ve merak uyandırması ile birçok okurunun hoşuna gitse de sonu okurlarını pek mutlu etmemiştir. Her satırlarının Da Vincinin bir Şifresini ufak bir ip ucunu ararken sonunda herşeyin bir rüya olması gerçekten insanın moralini bozmuştur fakat bu Davincinin Şifresinin Yok olduğuna dair de hiç bir kantı sağlamaz. Eğer ki sizde sırları ve ip uçlarını takip edebilriseniz Da Vincinin Şifresine yaklaşabilirsiniz. Aslında bu kitaptaki amaç okurlarının bu şifre hakkındaki birçok şeyi kendinin bulması hedeflenmiştir Yani herşeyin doğruluğunu kitabın sonunda verseydi bu kitap pek de kalıcı olmazdı fakat bu kitapta herşey bir rüya olunca etkisi çok oldu ve gerçek şifreyi çözmek için birçok adım atıldı. Yani bu kitap birçok insanı derinden etkilyen bir kitaptır ve mutlaka okunması gerekmetedir.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:Editor | Ekim 5th, 2011

 

Peyami Safa – 9. Harciye Koğuşu

Peyami Safa ünü duyulmuş ve birçok kitleye hitap eden kitaplar yazan çok önemli bir yazarımızdır. 9. Harciye Koğuşu kitabı peyami safanın en önemli eserlerindendir. Bu eserde yazar ayağı sakat ve ayağı gerçektende kötü bir hastalık kapmıştır. İşte bu hastalık ile birlikte süre gelmiş hayatını anlatan çok güzel bir kitaptır. Bu kitabın içeriğini tanıtmak gerekirse;

Bu kitap ağır bir dil ile yazılmış fakat okuyan kişiyi derinden etkileyen bir kitap olmuştur. Kitaptaki yazar ayağındaki büyük hastalığı ve çaresi olmayan bu hastalığı çevreye yaymak istememektedir. Çünkü çevresinin ona acımasından çok korkmaktadır. Bu sebeplede annesi dahil kimseye bu hastalığın durumu belli etmemeye çalışır. Fakat annesinin ısrarlarına dayanamaz ve şehire tanıdıkları olan Paşa dedesinin yanına gider. Paşa dedesi zengin ve bir köşk sahibi biridir. Paşa dedesi yazarı çok sever ve her geldiğinde ondan yeni romanlar okumasını isterdi. Bu yüzdende yazar yeni romanlar alarak köşke gelmiş ve kontrol içinde şehir hastenesinden randevu almıştır. İşte bu eve gelmesi ile Paşa dedenin kızı olan nüzhete kendisinden 4 yaş büyük olmasına rağmen çok aşık olur. Yazar ergenliğe yeni giren biri olmasına ve ayağındaki sorunlara rağmen nüzhet tarafından sevgi görür. Akşamları Paşa dedeye okunan her romandan sonra nüzhet ile akşam konuşmaları yapılır. Fakat nüzhet bir gün yazara ragib bey ile nişanlı olduğunu fakat evlenmek istemediğini söyler. İşte yazarın hayatı bu durumda sonra son derece değişir. Yazar bu durumun olmasını içine sindiremez fakat aşık olduğu kız olan nüzheti üzmemek için bu duruma katlanır. Nüzhet ile genede her gece konuşmalar yapılır hatta iş biraz ilerler ve öpüşmeler bile olur. Fakat bu durum daha fazla ileri gitmez. Bu durumlardan sonra Nüzhetin annesi şüphelenir ve nüzhete yasak koyar. Bundan dolayıda yazarın hissetiği yanlızlık artar ve yazar evine geri döner. Hastalığı ise sürekli artış göstermeye devam eder. Bu sırada da nüzhet ragib bey ile  evlenir ve almanyaya taşınır. Hastalığı ilerleyen yazar ise tekrardan hastaneye döner ve kontrol yaptırtır. Bunların sonucunda ayağının kesilmesi gerektiği söylenir fakat zamanla gelişen mucizeler sayesinde ayağı kesilmekte kurtulur ve hastalığı iyileşir.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:Editor | Ekim 3rd, 2011

 

Ahmet Yılmaz Boyunağa – Kırık Hançer

Kırık hançer kitabı Ahmet Yılmaz Boyunağa tarafından yazılan bir savaş romanıdır. Kimileri bu kitaptaki olayların gerçek olduğunu söylerken kimileride sadece hikaye olduğunu iddaa etmektedir. Bu kitapta Gazneli Mahmutun büyük tehlike olarak gördüğü bu kırık hançer tüm maddeleri anında parçalayan ve bir ordunun üzerine doğru kullanılırsa ordunun tamamını öldürebilecek çok tehlikeli bir hançerdir. Bunun farkında olan Gazneli Mahmutun en iyi Akıncılarına bu hançeri yok etmesi ile emir vermesiyle bu hikaye başlamaktadır.

Görevi alan akıncılar öncelikle kılık değiştirip hinduların şehrine giderler. Hindu şehrindeki Gazneli Mahmutun daha önceden ayarladığı kişilerin evlerinde plan yapmaya başlarlar. Fakat Gazneli Mahmutun kırık hançeri yok etme isteği kısa bir süre içersinde hinduların kulağına gelir ve bundan dolayı da akıncıların bulunduğu yer kısa sürede fark edilir. Bu yüzdende kırık hançeri bulmak için sürekli savaş halinde birçok kişi ile savaşmışlardır. Bunların yanı sıra bu durumdan haberdar olan Hindu kralı ise kırık hançeri hazırlattırmaya başlamış ve Gazneli Mahmutun üzerine sürmek için yola çıkartmıştır. İşte bu akıncıların tek şansı ise bu yol üzerinde kırık hançeri imha edebilmeyi sağlamaktır. Kırık hançeri bulmak için büyük çaba sarf eden akıncılar bu hançer için birçok tehlikeye girmişler ve birçok insanla savaşmak zorunda kalmışlardır. Bunların yanı sıra kırık hançer tarafından yok edilmeye çalışılmış ve kırık hançerin gazabından da son anda kurtulmuşlardır. Bu maceralı yolcuğun sonucu tabi ki de kırık hançerin yok edilmesi ile bitmiştir.

Ahmet Yılmaz Boyunağanın bu eseri insanı bir dizi gibi sarıp sarmalayan ve okurken hiç sıkılmayacağınız bir eser haline getirmiştir. Hem ilginç olayları anlatarak hem de birçok kavga sahnesini hayalinizde canlandırabileceğiniz şekilde tatlı bir dille anlatarak kitabı severek okumanızı sağlamıştır. Birçok kişi kitabın içeriğinden çocuk kitabı diye algılayabilir fakat kesinlikle böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü bu kitap kimin tarafından okunursa okunsun gerçekten çok güzel ve usta bir dille yazılmış olduğu belli olacaktır. Tabi ki kitabı beğenmek zevkten zevke değişecektir fakat savaş romanı seven bir kişinin mutlaka okuması gereken bir eserdir.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:Editor | Ekim 2nd, 2011

 

Nefes Nefese – Ayşe Kulin

Nefes Nefese Ayşe Kulin

Günümüz dış politikası ile tamamen farklı olan tarihimiz ile ilgili bir kitaptır. Beş yüzyıl’ı aşkın bir süre önce İspanya’dan kovulan yahudilere kucak açan Osmanlı devleti benzer bir durumu ikinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler’in yahudi katliamları sırasında yaşamış Osmanlı. Bu kitap tam olarak bu toplumun özgürlük mücadelesini anlatmaktadır.

İlk baskısı 2002 yılında basılmış olan kitap içerik olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk dış diplomatlarının anıları ve arşiv belgelerinden faydalanılarak yazılmıştır. Sosyolojiye ilgi duyan ve roman okumayı seven herkese rahatlıkla tavsiye edilebilecek bir kitap diyebilirim

 

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:admin | Ekim 2nd, 2011

 

Canan Tan – Yüreğim Seni Çok Sevdi

 

Canan Tanın eşsiz eseri yüreğim seni çok sevdi romanı herkesin severek oku yabileceği hatta ağlamaklı olabileceği eşsiz bir kitaptır. Bu kitap bir aşk romanıdır. Aşk romanı seven kişilerin mutlaka okuması gereken bir kitaptır. Canan Tan bu kitabında birçok şairimizden özelliklede nazım hikmetten gerçekten insanı duygulandıran aşk satırlarınıda koymuş ve ortaya çok güzel bir eser çıkarmıştır. Eserin içeriği İstanbul – Bursa – Amerika arasında geçen gerçekten yaşan büyük bir aşkın hikayesidir.

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme bölümünü kazanmış iki şiir sevdalısı genç olan Aslı ve Muratın inanılmaz aşkını anlatmaktadır. Üniversitede başlayan bu aşk git gide büyür ve içinde çıkılmaz bir hale gelir. Muratın ailesi bursanın en ünlü şirketinin sahipleridir ve çok zenginlerdir. Ailenin tek variside Murattır. Aslının ailesi ise modern ve anlayışlı bir ailedir.

Aslı yapı olarak dediğim dedik olan ve kesinlikle altta kalmayan bir yapıda biridir. Bu durum Muratın ailesinin aslıya düşmanlık beslemesine ve oğullarını aslıdan ayırmaya kadar varır. Fakat murat ve aslının aşkı o kadar büyüktürki hiç bir faydası olmaz. Fakat aslı muratın ailesi ile düşmanlığının bitmesi ve bu aşkı kalbine gömmek için Amerikaya yüksek lisans yapmaya gider ve orada başka bir kişi ile evlenir. Uzun bir süreden sonra evlendiği kişiden ayrılır ve tekrar türkiyeye döner. Daha sonrasında gerçekten iyi bir işte çalışmaya başlar. İçten içe muratı merak eder fakat kimseye bunu anlatamaz. Çalıştığı şirket bir gün bir ticaret semineri için Aslıyı çağırır ve bu seminere katılmasını ister. Bu seminerde Muratın ismini gören aslı bir anlık heycana kapılır ve kabul eder. İşte bunun sonucunda ise seminerde murat ve aslı tekrardan yüz yüze gelirler. Fakat artık herşey bitmiştir. İkiside evlenmiş ve hatta muratın bir kızı vardır. İşte kitabın en güzel tarafı ise son sayfasında bulunan bir yazıdır. Bu yazı; telefon çalar ve murat telefonu açar. Arayan kızıdır ve kızına Aslımm Seni çok seviyorum der. Daha sonrasında telefonu kapattığında sevdiği kız dönüp seni sevdiğimi rahatça söyleyebilmek için kızıma senin ismini verdim aslım der.

İşte canan tanın bu eseri insanı gerçekten derinden etkileyen bir eserdir ve herkesin mutlaka okuması gerekmektedir.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:Editor | Ekim 1st, 2011

 

İskender – Elif Şafak

İskender özetleri ve yorumları

İskender "Elif Şafak"

 

Elif Şafak son kitabı İskender su sıralar kitapçıların vitrinlerini süslüyor. Üstelik en çok satanlar listesinin üst sıralarında ve sanırım uzunca bir zaman daha üst sıralardan aşağıya inmeyecektir. Kitap 1970 li yıllarda kürt köyün de yaşayan Pembe isimli karakter çevresinde yazılmıştır. Önce İstanbul’a oradanda Londra’ya göçen karakter üzerinden biz okuyucularına göçmenlerin hayatları ile ilgili anekdotlar sunuyor.

Bu kitabın en iyi şu cümle ile anlatılır “en çok en sevdiklerimizi incitiriz

Yorumlarını dinlediğim bazı okuyucu arkadaşların fikri ise bu kitabın Elif Şafak’ın en vasat kitaplarından biri olduğu

Ne açıdan vasat olduğu ve kişisel fikirler göz önüne alındığında bildiğimiz Elif Şafak ne kadar vasat olabilir ki ? Dedirtiyor insana çok daha fazla akılları karıştırmadan bu kitap yorumumada son vermek istiyorum. Umarım severek okuduğunuz bir kitap olur.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:admin | Ekim 1st, 2011

 

Baştan Çıkarıcının Günlüğü – Sören Kierkegaard

Baştan Çıkarıcının Günlüğü ” Sören Kierkegaard”

 

Baştan Çıkarıcının Günlüğü hakkında bilgiler<br />

Baştan Çıkarıcının Günlüğü

 

Yazar en az bizler kadar eski olan bir konuyu ironik şekilde yeniden işliyor ” Baştan çıkarmak” ve bilinen bir çok şeyi gözden geçirmemize yardımcı oluyor. Kierkegaard’a göre hayat üç ana bölümden oluşuyor estetik, etik ve dinsel aşama. Yazar bu kitapta estetik aşamayı yani zevk çevresinde dönen hayatı  konu alıyor. Genç kızlık, öpüşme, nişanlılık gibi kavramlara yeni bakış açılarını ironik bir biçimde getiriyor.

Kitabın 1 yıl nişanlı kalarak ayrıldığı nişanlısı Regine Olsen le yaşadıkları ile ilgili olduğu düşünülsede kitap tamamen günlük hayali olaylar ile şekilleniyor aslında

Okunabilecek farklı tarz kitapların başında Baştan Çıkarıcının Günlüğü geliyor.

Kategori: Genel | Yorum Yok | Yazar:admin | Ekim 1st, 2011

 
 

 
Domain Domain